Üsküdar’dan Kız Kulesi’ne

”Meydan” yazılı tabelanın altındayım. Ama etrafta meydan olabilecek ne bir boşluk ne de bir açık alan var. Karşıdaki denizi görmek için gözüm, minibüs kuyruklarının üstünden atlayıp, taksilerin yanından geçtiğinde gazete kulübesine çarpıp geri döndü. Korna seslerine, hep bir ağızdan yükselen seçim çadırlarının bağrışları eklendi. Sol tarafa korkarak döndüğümde ise vapurdan inen yayalar, yolcusunu alan taksi ve otobüsler, ısınma hareketleri yapıp maça girmeyi bekleyen oyuncular gibiydi. Evet tabelada ”Üsküdar Meydanı” yazıyordu.

üsküdar meydan

Meydan olma özellikleri yerine, Sultan 3. Ahmet’in 1700’lü yıllarda annesi adına yaptırdığı çeşmenin orada olması meydan kavramını kimileri için çözmüş gibi. Bugün sadece birinden su akan çeşmenin, aslında 8 adet musluğu varmış. Köşelerdeki musluklar su içmek, kenarlardaki su doldurmak için kullanılırmış. Üsküdar, Osmanlı’nın Anadolu yakasındaki ilk yerleşim yerlerinden olduğundan o devirdeki nüfusun yaşayışında sokaklar ve ortak alanların önemli bir yeri vardı.

Her ne kadar Üsküdar, İstanbul’a yani sur içine yakın olsa da yaşayış ve alışkanlıklar bakımından farklı noktaları hep olmuştu. O zamanki İstanbul’un kanunları Üsküdar’da, yani karşı yakada gevşediğinden ve muhtemelen şehir yerleşimi Üsküdar’dan sonra pek olmadığından hırsızlar için bile ”Atı alan Üsküdar’ı geçti” denirmiş.

Bugün ise İstanbul’un bir çok yerine dağılan araçların geçtiği trafik ışıklarındayım. Karşı kıyıya geçmekten vazgeçtim. Denize arkamı döndüğümde yukarıda el kaldıran Mihrimah Sultan Camisini gördüm. Meydandan yüksekçe bir noktaya yerleşmiş denizden Üsküdar’a yanaşırken kendini gösteren, Mimar Sinan’ın 1548 yılında yaptığı erken dönem camilerinden. Kanuni Sultan Süleyman’ın, Hürrem Sultan’dan olan kızı için yapılan ve diğeri de aynı isimle Edirnekapı’da olan camide Sinan, ilk yarım kubbe denemeleriyle mekanı enine büyütmeyi denemiş.

Merdivenlerinden çıkıp avluya girdim. Öğleden sonra güneşin eğik biçimde vurduğu duvarının altındaki banklarda sohbet eden ve baharın ilk güneşini kaçırmak istemeyen yaşlı insanlar var. Bahçe kalabalık. Ezan saatini bekleyenlerin dışında, sokağın bir tarafından diğer tarafına geçmek isteyenlerin kullandığı bir güzergah da olmuş caminin bahçesi. O yüzden sabah saatlerinden akşama kadar yürüyen, oturan, abdest alan bir çok gölge zeminden eksik olmıyor. Girişin sağındaki son cemaat yerinde namaz kılanların, sohbet edenlerin yanında uyumayan bebeğini ayağında sallayan birini bile gördüm.

Merdivenlerden inip denizin tersi istikametinde yürümeye devam ediyorum. Seçim bayraklarından kendini kurtaran ağaç dalları altındaki banklarda yine dinlenen insanlar var. Zaten Üsküdar’da oturup etrafı seyreden bir çok insan görmek mümkün. Nüfusunun çoğunlukla yaşlı olması buna sebep olabilir.

Yolun karşısında yine 3. Ahmet’in annesi adına 1710 yılında yaptırdığı Yeni Valide Camisi var. Günlük tempoda önünden geçen araçlardan camiyi algılamak zor olsa da etkili bir büyülüğü var. Fakat sürekli bir yerlere yetişme telaşındayken, caminin varlığından habersiz sadece kaldırımın kenarındaki duvarını hatırlayan çok insan vardır.

Parçalı bir yapısı gözüküyor caminin. Sol tarafta kafes şeklindeki açık kubbede Sultan 2. Mustafa ve 3. Ahmet’in anneleri Gülnuş Emetullah’ın türbesi bulunuyor. Bursa’daki 2. Murat türbesinde gördüğüm gibi üzerinde herhangi bir sandık olmadan toprakla kaplı bildiğimiz mezar şeklinde yapılmış. Sebebi muhtemelen mezarının abartısız ve dış ortam koşullarına açık olmasını istemesidir. Kaldırım içine sarkan türbe her gün insanların gelip geçtiği yol üzerinde sessizce sokağın bir elemanı olmuş. Yanındaki sebil yazılı kubbeli bölümde belediye bugün de su dağıtarak yıllar önceki işlevini halen devam ettiriyor.

Sel yatağında olması yüzünden yüksekçe merdivenlerle ulaşılan avluya çıktığımda revağın altında dinlenen yaşlı bir amcayla selamlaştım. Biraz sonra zorlukla ayağa kalkıp, lale devrinde yapıldığı belli olan gösterişli şadırvanın yanından geçti, bahçeyi temizleyen görevliye de selam verip iki büklüm merdivenleri inerek, koca çınarların yanından dışarı çıktı.

Eski camilerin çoğunun bahçesinde tarihi yansıtan bu duvarlara gölge eden çınarlar hep olmuştur. Kamu alanlarında ağaçlara, özellikle de çınarlara ayrı bir önem verilmiş. Caminin duvarlarına yapılan kuş evleri ile ağaçların yanında hayvanların da unutulmadığı, doğanın her canlısına verilen saygı kendini gösteriyor.

Avludan dışarı çıktım. Geçtiğim onca insancıl mekanlardan sonra soğuk granit döşemelerin yüzdüğü metro meydanı karşılıyor beni. Etrafı saclarla kapalıyken pek bir umutlandığım, kullanışlı bir meydan hayal ettiğim ama yine kaybedilen anlamsız, gölgesiz boşluklar. Bugünkü Taksim meydanında hissettiğim hiç bir şeylik hissi burada da düştü aklıma. En iyisi yolun karşısına deniz tarafına geçmek.

Metronun direğinden atlayarak otobüs ve minibüslerin üzerlerine basa basa karşı kaldırıma geçtim. Tam denizi içime çekecektim ki suratıma sac levhalar çarptı. Bu aralar İstanbul’da nereye elimi atsam, tadilattan dolayı özür dileyen kibar tabelalarla kapatılmış bir şantiye alanı daha. Yoksa bu cami de mi kapalı diye düşünürken sac levhalar Şemsi Paşa Camisi’ne girmeden neyse ki bitti.

Halk arasında Kuşkonmaz Camisi olarak anılan yapının ismi, Şemsi Paşanın, Mimar Sinan’dan kuşların pisletemeyeceği bir cami istemesi üzerine yapılmış. Yaptığı hesaplamalarda kuzey ve güneyden gelen rüzgarlar sayesinde camiye kuşların konamayacağı en doğru yer olarak burayı seçmiş. Denizi kibarca seyreden bu sade ve küçük caminin bacalarındaki özene bakarak bile Mimar Sinan’ın eseri olduğu anlaşılıyor. Camiyi çevreleyen küçük bir medrese bugün kütüphane olarak kullanılıyor. İçindeki mezarlıkları ve bahçesini gezdikten sonra alçak avlu duvarındaki küçük bir kapıdan denize doğru dışarı çıktım.

Balıkçılar erkenden yerlerini almış, oltalarını sırayla uzaklara fırlatıyorlar. Kovaları şimdiden dolmuş. Boğazdaki balıkçı kayıklarını da görünce bugün kısmetlerinin bol olduğunu anladım. Aralarından geçmeye çalışırken bir balıkçı oltasının ucundaki kurşun ağırlık fırlatmaya saniyeler kala yüzüme çarptı. Başka bir kazaya daha karışmadan suya doğru uçuşan ve ıslık çalan oltaların arasından hızla yürüyerek denizi izlemeye devam ettim.

İleride seyyar bir esnaf, sehpasının üzerine kuru sıkı tüfeğini yerleştirerek denize bağladığı balonları vurmak isteyenler için  dükkanı açıyor. 3 atış 1 TL’imiş. Buraya kadar gelmişken balonları vursam mı acaba diyen çıkıyor demek ki. Karşı taraftan bana doğru koşturan simitçi, minyatür kız kulesi satıcısı, çiçekçi, öz çekim çubukçusu gördüm. Hepsini alamayacağımı düşünürken arkalarından gelen zabıtayı da görünce sola çekilip yol veriyorum.

Ve işte gözüktü. Suların içindeki nazlı Kız Kulesi, puslu fondaki Topkapı Sarayı’nın Adalet Kulesi’ne, Beyazıt’taki Yangın Kulesi’ne ve sağ tepedeki Galata Kulesi’ne işve yapar gibi arkasını dönerek, yüzünü Üsküdar’a ve onu tribünlerde çekirdek çitleyerek seyreden aşıklara dönmüştü.

Minderlerinde çay içilirken kulenin, vapurların, martıların seyredildiği basamaklar henüz boş. Ama bir kaç saat içinde İstanbul’un ve dünyanın bambaşka yerlerinden gelen insanlarla dolar burası. Birazdan buraya oturacak delikanlı, yanındaki nişanlısıyla düğün planları yaparken, gelen çiçekçi kadının türlü ısrarlarını geri çevirecek, onu kovalayan parfümcüye çok yüz vermeyecek, ama beraber fotoğraflarını çekemedikleri için öz çekim çubuğu satanın teklifini geri çeviremeyip 5 TL’ye bir tane alacaktır. Sevdiği kızı Harem otogarından memleketine yollamak için kalktıklarında ise küçük bir kız kulesi maketi de hediye alıp bugünün unutulmamasını isteyecektir belki de ondan.

Öğle saatleri oldu. Güneş artık tam tepede. Bu saatten sonra güzel fotoğraf da çıkmaz. Buraya kadar gelmişken okul arkadaşım Cem’le buluşayım bari. Kız kulesine karşı bir öğle yemeği yer, bir kaç ay sonra doğacak bebeğinden konuşur, Gözde’nin de hatırını sorarım.

”Alo Cem.. Şu aşı boyalı bina sizin ofis miydi? Ben aşağıdayım.”

15.04.2017

Göz at : Üsküdar Fotoğraflarım

 

 

2 Comments

  1. Selim sülek 19/04/2017 Reply
    • Engin Akgün 19/04/2017 Reply

Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.