Kız Kulesi’nden Harem’e

”Ayrılmadan önce Kız Kulesi’ne de gitsek mi?” diye sordu aslında hiç yollamak istemediği genç kıza. Karşı kıyıyı saatlerdir deniz kenarındaki basamaklarda seyrettikten sonra, seyyar satıcının alçıdan yapılma minyatür kule maketini eline tutuşturduğu zaman aklına gelmişti bu fikir. Onunla daha fazla zaman geçirmek için de bir bahaneydi. ”Bileti boşver, sonraki ile gidersin. Şimdiye kadar seyrettiğimiz kuleyi gidip yakından görelim.”

İkna olmuştu genç kız. İki bilet alıp, kendilerini, fethedecekleri adaya götürecek tekneyi beklemeye başladılar. Karşıda yükünü boşaltan tekne hızlıca kendilerine doğru geliyordu. Dalgaların hararetle salladığı tekneden indiklerinde, fırtınadan kurtulup adaya sığınmışlar gibi hissetti kız. Etraftaki kalabalığa aldırmadan sadece kendilerinin keşfettiği ıssız bir adaydı burası sanki.

”Bayağı da büyükmüş.’‘ dedi genç adam, kızın elinden sıkıca tutup adanın etrafında dolaşırken. Yakından bakınca korunaklı bir kaleye benzetti kuleyi. Karşıdan gördüğü mütevazi, sıcak etkiyi hissedememişti. Kapıdan girdiklerinde loş bir yemek salonu gördüler. Menüdeki yüksek fiyatlara göz ucuyla bakıp, ikisi de yukarı çıkan dar merdivenlere doğru yöneldi. Her kattaki küçücük pencereler karşı kıyıdaki, Süleymaniye Camisi’ni, Galata Kulesi’ni siyah bir çerçeve içine almıştı. Merdivenlerdeki boşluklardan uzakları gözetleyerek tepeye kadar vardılar.

Terasa çıkanlar ne tarafa bakacaklarını şaşırmış olarak, ya kendini ya da karşısındakinin fotoğrafını çekiyordu. Etrafı çıplak gözleri yerine, kamera arkasından seyreden bir sürü insan, orada olduklarını kayıt altına almaya çalışıyordu. Terasın etrafında dönerek puslu havanın içinde karşıdaki Ayasofya’yı, Sultan Ahmet’i, Boğaz Köprüsünü seyrettiler. Biraz önce geldikleri Salacak kıyılarında oturanları seçmek zordu. Zaten insanlardan çok, boğazdan manzara kapmaya çalışan, birbiri üstüne çıkan villalar gözlerine çarptı. Karşı tarafta ise kente saplanan sancak misali gökdelenler… Gelişmişliğin sembolü, fethedilen tepelerin modern minareleri…

”Kıyıdan burayı seyretmek daha mı güzeldi sanki? Arkadaki Sarayburnu’nun önünde Kız Kulesi’ni görmeye alışmışız galiba’‘ dedi etrafı seyretmek yerine ona bakan kıza. Aşağıda adaya yeni gelenlere, kulenin etrafında fotoğraf çekenlere tepeden baktılar. Minyatür bir resim gibiydi hepsi. Batmaya yaklaşan güneşin sayesindeki gölgeleriyle anlam kazanıyorlardı. Terasta biraz daha kalıp, kalabalık artınca aşağıya indiler.

Kulenin etrafındaki yosunlaşmış yeşil kayalara bakarken denizin tam ortasında olduğunu daha iyi anladı kız. Tekne gelmezse buradan gidilecek hiç bir yer yoktu. ”Ya gerçekten ıssız bir adada olsaydılar. Onunla mutlu olur muydu acaba?”

”Tekne geliyor. Dönelim istersen” dedi genç adam. Dalgaların yine beşik vazifesi gördüğü beş dakika içinde ıssız adadan, kurtarma ekibiyle karaya yanaştılar. Yeniden gerçek dünyaya, Salacak’a… Kıyıda, adayı görmek isteyenlerin heyecanlı yüzlerine bakarak tekneden inip, deniz kenarından Harem’e doğru yürümeye başladılar.

Harem arabalı vapuru uzaktan görünüyordu. Hiç istemese de ayrılacakları noktaya az kalmıştı. Yeni bahaneler geldi aklına. ”Acıktıysan şurada bir şeyler yiyebiliriz.” dedi kıza. Kızın da gitmek için acelesi yoktu. Biraz önce kurtarıldıkları adayı seyrederek, oturdukları balıkçı barınağında balık ekmek yiyip açlıklarını biraz olsun bastırdılar. Kuleyi son bir kez görmek için, kayıklarını tamir eden balıkçıların motor sesleri ve denizi seyreden martıların arasından limanın ucuna kadar yürüdüler.

Tepedeki eski evleri farketti adam. ”Ne güzel evler… İnsan bu manzarayı seyrederek yaşlanmaz herhalde” diye iç geçirdi. Kız cevap vermedi. Kayalıklarda düşünen bir adama bakarken dalmıştı. ”Neler geçiyordu aklından acaba? Bir derdi mi vardı, yoksa sadece mevsimin ilk günlerini değerlendirmek için mi kayalıklarda yerini almıştı?” Bu mevsimde misafiri çok olur kayalıkların. Dalma talimi yapan çocuklar, ucuz manzara keyfi yapan çiftler, tek başına uzakları seyredenler… Hepsi için bir yer vardır kayalıklarda.

Yürümeye devam ettiler. Otogarın demir telleri uzaktan göründü. Sınıra yaklaşmışlardı sanki. Deniz tarafında Eminönü’den gelen bir vapur kıyıya yanaşıyordu. Sabırsızlıkla bekleyen bir sürü insan araçlarına binip motorlarını çalıştırmışlardı bile. Vapurun rampası iner inmez hepsi, kim bilir neredeki evlerine varmak için yollara dağılacak ve kaç saat daha yolda geçireceklerdi. Kim bilir iskeleye yanaşırken kaç insan bir bilet alıp, İstanbul trafiğine hiç girmeden bu şehri terk etmek istemiştir acaba.

Gar sakindi. Eski hareketli, sesli, karmaşalı günlerinden eser yoktu. Artık küçük firmaların Anadolu’ya seferleri için kullanılıyordu. Kız dalgın dalgın tabelaları okurken otobüslerin nerelere gittiğine baktı. Ne kadar çok görmediği, ismini bile duymadığı yer vardı. Hayatı boyunca buraları görmesinin fırsatı olacak mıydı? diye düşündü.

Birden genç adama dönüp ”Beni gerçekten seviyor musun?” diye sordu. Aniden gelen bu soruyu beklemiyordu. Bir kaç saniye bekledi. Sonra kızın beklediği cevabı ona sarılarak söyledi. ”Tabii ki şüphen mi var?”

O zaman bilmediğimiz bir yere iki bilet al. Nereye gittiğini bakmadan uzaklaşalım buradan. Bu şehir bize göre değil. Şu vapurdan inip otobüse dolan insanlara bak. İnenler, koşanlar, sıkışanlar… Burada hiç bir zaman boğazı seyreden bir evimiz olmayacak, belki hiç evimiz bile olmayacak. İnsanların yüzlerine bak. Herkes yere bakıyor ve buradan kaçmanın planlarını yapıyor. Plan yapamayanlar da ölmeyi bekliyorlar. Kimse birbirinin gözlerinin içine bakmıyor burada. Üsküdar’da olup da Kız Kulesi’ne giden kaç kişi vardır sence. Burada yaşarsak biz de onlar gibi birer mahkum olacağız. Gel gidelim.

Bütün gün fazla konuşmadan onu dinleyen, etrafı seyreden kız ilk defa bu kadar kendinden emin konuşuyordu. Adam, şaşkınlığını belli etmeden kızın yüzüne baktı ama bir cevap veremedi.  Sıkıca tuttuğu elini bırakarak yazıhaneye bilet almaya girdi. Kız onu beklerken kendini daha umutlu ve heyecanlı hissediyordu. Bambaşka bir hayat önündeydi şimdi. Sevdiği adamla gideceği yepyeni yer neresiydi kim bilir?

On dakika sonra otobüs, muavinin şoföre verdiği talimatlarla, geri geri çıkarken, kadın aşağıda el sallayan yüzlere tek tek baktı. ”Kalanlar mı daha üzgün olur gidenler mi?” diye düşündü. Yeni bir hayat onu bekliyordu artık.

Genç adam da aynı şeyleri düşündü. ”Artık bambaşka bir hayat beni bekliyor.” Çay ocağında içtiği çayın parasını ödeyip, garın dışına çıkmak için karşı kaldırıma geçti. Perondan çıkmakta olan otobüse bakmak istedi ama beceremedi. Cebindeki bozuk paraları sayıp bir simit aldı. Bugün kuleden beraber seyrettikleri Sarayburnu’na doğru gidecek vapura binip uzaklaştı Harem’den.

01.05.2017

Göz at : Üsküdar Fotoğraflarım

 

Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.