Ada Hikayesi -1 … Yolculuk

Kadıköy rıhtım

İstanbul’un sürgün yerine gidiyorum bugün. Bir dönem insanların çile çekmek için gönderildiği, sonrasında inzivaya çekilmek için kapandıkları, en sonunda da şehrin karmaşasından kaçıp sığındıkları, denizin ortasına demir atan kara parçalarına ayak basmak niyetim.

Adalar iskelesi

Yakın zamanda bitirilen yenileme bahanesiyle cetvelle çizilmiş gibi düz ve kimliksiz hale gelen gri renkli Kadıköy rıhtımında denize doğru ayaklarını sallandıran çiftler, amaçsızca karşıdaki cezalı Haydarpaşa’yı seyrediyorlar. Yedi yıldır yanıklarına kimse dokunmadığına göre suçu büyükmüş demek ki…

Beton zeminde oturanların yakında üşütme ihtimallerini düşünerek, yine bir metal branda işgaline uğramış Beşiktaş iskelesine geldim. ”Ne mutlu sana iskele binası artık sen de cillop gibi yenilenecek, tertemiz olacaksın. Eskimiş seramiklerinden kurtulacak, parlak malzemeler ile modernleşeceksin” dedim ama pek sevinmişe benzemedi. Sessizce karşı yakadaki Ayasofya’ya bakıp, kimse bu halini görmesin diye rüzgarın uçurduğu brandasını düzeltti. Tıpkı iskeleye yanaşan vapurun terasında peçesini düzelten turist kadın gibi…

Adalara giden turist

Adaya giden vapur Eminönü’den meraklı turist kalabalığını almış, adanın burası olup olmadığını soran kara gözler, kara yüzler ve kara çarşaflarla Kadıköy’e yanaşıyordu. Dışarıda vapurun gelişini yanındaki sevgilisine sarılarak bekleyenler, gazetesini katlayıp koltuğunun altına  koyanlardan sonra iskelenin sağ tarafındaki karanlık yedek kulübesi gibi salondan, adaya daha çok iş için gittiği belli olan başı önde, gözü telefonlarında insanlar çıkıp vapura bindiler.

Yolcular bindikten sonra vapurun orta kısmına iki kişi bir kaç kasa içinde marul, biber yerleştirip iskele verilmeden karaya geri koştular. Vapura bindirilen marul sıklıkla görmesem de etrafta çalışanlar doğal karşılamış olacak ki adamlara kasaları bırakmaları gerektiği yeri gösterdiler. Orta kısımda denizi seyrede seyrede gideceklerdi. İskeleden yavaş yavaş ayrılırken herkes salonlarına çekilmek için sağa sola kaçmıştı bile. Bu kış mevsiminde vapurun kenarlarında oturup ayaklarını denize uzatma yiğitliğini pek kimse göstermediğinden ilk beş dakikadan sonra boşalan orta kısımda marul ve biberleri manzaraya karşı bırakarak ben de kendime bir yer aradım.

Alt kattaki salonda oturanları hep merak etmişimdir. Tavanı basık ve küçük olduğundan havasız olan bu yerde kaçak yolcu gibi gitmelerinin üst kata çıkmaya üşenmekten, veya her gün gittikleri bu yolu artık görmek istememelerinden başka bir sebep olamazdı herhalde. Tembel olmadığıma ve her gün bu rotayı yapmadığıma göre üst katlara çıkmakta fayda var.

Yukarı çıktığımda, hayatlarından memnun gözüken ve meraklı gözlerle pencereden dışarı bakan, çoğunlukla esmer tenli turistlerin dışında, örgüsünü eline çoktan almış bir kaç kadın, bulmacasına başlayan bir amca ve nadir de olsa kitabına merakla eğilen bir iki kişi gözüme çarptı. Tabi benim daha çok ilgimi çekenler, etraflarındaki her şeyin de onların ilgisini çektiği belli olan, kendileri turist olarak nitelendirilse de burada olmaktan hiç yabancılık çekmeyen kalabalıktı.

Çoğunlukla bir kaç çocuktan, onlara ve etrafa bir iki santim boşluktaki gözlerinden bakmaya çalışan annelerinden ve çevresini sürekli fotoğraflama telaşıyla çubuğunu ufka doğru uzatan babadan ibaret bu çekirdek aileler kalabalık olmalarının verdiği öz güvenle azınlıkta kalan bizlere aldırmadan vapurda şarkılar söyleyip tatillerinin keyfini çıkarmaya başladılar.

Bir müddet sonra fotoğraf çekmekten yorulan babaları ayakkabılarını çıkararak koltuklarda uzanmayı tercih ederken, birbirlerinin peşinden vapurun açık alanına koşturan çocuklarını çok umursamadan uykuya dalmıştı bile. Ne de olsa yol uzundu ve vapurun bir beşik edasıyla sallanması hoşuna gitmişti.

Ellerindeki simitlerle dışarıdaki martıları gözüne kestiren çocuklar, annelerinin görüş açısının darlığından yararlanarak çoktan terasa kaçmıştı bile. Ben de salondaki bilmediğim dilden devam eden yüksek sesli konuşma ve şarkılara fazla eşlik edemediğimden arkalara doğru gittim. Ada vapurunun özelliği midir nedir? Kaba etinin üzerinde oturamayan ve yana doğru kıvrılıp koltukları aile yadigarı zanneden bir çok insan mışıl mışıl uykuya dalmıştı.

En iyi tercihin açık teras olacağına karar vermem böylece çok uzun sürmedi. Bol tarçınlı bir sahlep aldım ve dışarıya doğru güçlükle açılan eğik kapıyı iterek kendimi soğuğa bıraktım. Bostancı Kartal istikametinde kıyıya paralel olarak yolumuza devam ederken, karaya saplanmış gökdelenleri ve kelleşmiş Kayışdağı’nın tepelerini görünce yapılacak en iyi şeyin buralara sırtımızı dönüp, dümeni açıklara kırmak olduğunu kaptana söylemeliydim. O da aynı şeyi düşünmüş olacak ki vapurun burnunu denizin dalgalı kısmına, açıklara doğru çevirdi.

”Tamamdır kaptan tam yol ileri… Sen beni prenslere layık, sakin bir adada indirirsin. Eğer hala kalmışsa tabi…”

… Devam edecek.

Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.