Galatasaray’dan Tünel’e Gezilecek Yerler

“1000 GÜN 1000 YER projesi kapsamında ilk ay Beyoğlu’ndan yola çıktım. Sosyal medya hesaplarımda her gün yaptığım paylaşımları burada da toplu olarak yayınlıyorum. Bu sayede siz de adım adım İstanbul keşfime katılabilirsiniz. Bu seferki rotamız Galatasaray Lisesi’nden Tünel’e kadar görülmesi, bilinmesi gereken yerler.

1000 GÜN 1000 YER nedir diye merak ediyorsanız önce “Tanıtım” yazımı okuyabilirsiniz.

 

1000 GÜN 1000 YER / 12.GÜN

MISIR APARTMANI

İstiklal’in gösterişli binalarından birinin önündeyim. Mıdır Hıdivi (valisi) Abbas Halim Paşa’nın 1910 yılında kışları kalmak için yaptırdığı binanın yerinde, daha önce açık hava sineması varmış. Kendisi öldükten sonra varisleri tarafından tadilat yapılıp apartmana dönüştürüldü.

Art nouveau tarzda yapılan binanın mimarı, Haliç’teki Bulgar Kilisesi, Tokatlıyan Oteli ve Cibali Tütün fabrikasını da yapmış. Fener Balat bölgesine ulaştığımda o binaları da görürüz.

Mısır apartmanında zamanın ünlü modacıları, doktorları, şairleri yaşardı. Mehmet Akif Ersoy, 1925’te Halim Paşa’nın davetiyle Mısır’a gidip on yıl Kahire Üniversitesi’nde Türk Dili üzerine hocalık yapar. 1936 yılında siroza yakalanınca İstanbul’a dönüp bu apartmana yerleştirilir ve burada ölür.

Atatürk’ün dişçisi de bu binada olduğundan, Atatürk’ün muayene için binaya geldiği biliniyor.

Bu gösterişli apartmanın cephesini mutlaka incelemenizi tavsiye ederken, ben biraz ilerdeki kiliseye doğru yürüyorum. İçine de yarın girerim artık …

 

1000 GÜN 1000 YER / 13.GÜN

ST ANTUAN KİLİSESİ

Bugün İstanbul’un en büyük Katolik kilisesinin önündeyim. Bu arsada da bir zamanlar dünkü Mısır Apartmanı’nın arsasındaki gibi açık hava tiyatrosu bulunuyordu.

İlk St Antuan kilisesi,1724 yılında yine Beyoğlu’nda farklı bir yerde yapılmış fakat tranvay yolu yapılacağı için yıkılmış. 1910 yılında bu arsada şimdiki yeni haliyle İtalyan gotiği tarzında tuğla kaplı heybetli bu yapı yapıldı.

Kilisenin avlusuna, altışar katlı, İstiklal caddesinin ilk betonarme yapılarından olan apartmanların arasından girilir. Kiliseye gelir getirmesi için yapılan bu apartmanlar birbirlerine girişin üstündeki geçit ile bağlanırlar.

Hazır konu tramvay yolundan açılmışken yarın da, arkasına asılan çocukların eksik olmadığı tramvaylara bir bakalım.

 

1000 GÜN 1000 YER / 14.GÜN

TRAMVAY

Önümde akıp giden şu kırmızı vagon, tıpkı arkasına takılan çocuklar gibi, iplere asılarak gider gelir bu caddede. Ta 1883’den beri…

Amerika’da 1850’de, Fransa’da 1855’te başlayan tramvay ile toplu taşıma geleneği İstanbul’da ilk olarak 1870’te Azapkapı Beşiktaş arasında başlamış. Daha sonra Ortaköy, Eminönü, Aksaray, Topkapı’ya giden hatlar açılmış. Ama bugünkünden farklı olarak o tramvayları atlar çekiyordu.

Hatta kalabalığın içinde atlı tramvayın geldiğini duyurmak ve yolu açtırmak için elindeki borazanıyla koşturarak ‘Vardaaa’’ diye bağıran görevli olurmuş. 1912 yılındaki Balkan Harbi için bütün atlar satılınca İstanbul bir yıl tramvaysız kalır. Ve 1914 yılında elektrikli hale gelerek tramvay, toplu taşıma görevine kaldığı yerden devam eder. Artık borazanlı vardacıların yerini, vatmanın (tramvay şoförü) çaldığı kampana (çın çın diye öten zil) almıştır.

Kalabalıklaşan İstanbul’a yetemediği düşünülen tramvaylar 1961’de raylardan kaldırılmışken, neyse ki 1990 yılında ‘Nostaljik’ lakabıyla İstiklal Caddesi’nde eski günlerindeki gibi emekli olduğu görevine geri döner. Her ne kadar kimileri onun müzelik olduğunu, nostalji için kullanıldığını düşünse de, o arkasındaki çocukları eğlendirerek, 1870m’lik caddeyi bir aşağı bir yukarı giderken, günden yaklaşık ikibin kişiyi taşır.

 

1000 GÜN 1000 YER / 15.GÜN

PERA PALAS

İstiklal Caddesi’nde yürürken Odakule İş Merkezinin yanındaki geçitten Meşrutiyet Caddesi’ne çıkılır. Cadde boyunca Haliç manzarasına karşı sıralanan 19. Ve 20. Yüzyıllardan kalma gösterişli binalar gözünüze çarpar.

Bunlardan biri de 1891 yılında yapılan Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk beş yıldızlı oteli olan Pera Palas’tır. Bu ünvanını 1955’te Hilton yapılana kadar da korumuştur.

1839’daki Tanzimat Fermanıyla azınlıklar ve yabancılara bir çok ticari faaliyet hakkı tanınır. Bu bölge de o yüzden İstanbul’un bir çok otelinin yapıldığı ve çoğunlukla da Levantenlerin tercih ettiği bir konuma gelir. Pera Palas da, tarihi Orient Express treninin Belçikalı sahibinin Avrupa’dan İstanbul’a getirdiği yolcularının kalması için yaptırmış.

Otel’de kalmış bir çok önemli isim arasında, Atatürk, İnönü, Tito, İran Şahı Rıza Pehlevi, yazar Agatha Christie, aktris Greta Garbo sayılabilir.

1915 yılında kılığı beğenilmediği için otele alınmayan Mersinli Rum Petros Bodosaki, sinirlenerek oteli satın alır. 1919’da oteli devralan oğlu zarar edince, haciz sonucu işletme devlete geçer. 1928 yılında Atatürk’ün talimatıyla geliri Darüşşafaka, Darülaceze ve Verem Savaş Derneğine bırakılır. Uzun yıllar vakıfların elindeyken bugün büyük çoğunluğu özel mülkiyete geçer.

Cadde boyunca devam edelim. Bakalım yarın karşımıza ne çıkar.

 

1000 GÜN 1000 YER / 16.GÜN

LEBON – MARKİZ

Tekrar İstiklal Caddesi’ndeyim. Rus Konsolosluğu’nun karşısında bir zamanların iki ünlü markasını ağırlamış mekan bulunuyor. İlk olarak 1880’li yıllarda Fransız Elçiliği’nin pastacıbaşı Eduard Lebon tarafından Lebon ismiyle açılmış. Yerli halk dışında Avrupa’dan Orient Express ile İstanbul’a gelenler de ilk Lebon’a uğrarlarmış.

1940 yılında Lebon el değiştirip sokağın karşısına taşınırken, yerini Markiz Pastanesi alır. Sahibi çikolatalarını, o dönem Paris’in ünlü çikolata markası olan ‘Marquise de Sevigne’ kalitesinde yapmak istediğinden bu ismi verir.

Markizi’in duvarlarında Fransa’da yapılmış ilkbahar ve sonbaharı temsil eden gösterişli seramik panolar bulunur. Kış ve yaz tabloları Paris’ten İstanbul’a getirilirken kırılmış.

Mekanın müdavimleri arasında tanıdık isimlerden Yahya Kemal, Ahmet Haşim, ve Haldun Taner’i sayabiliriz.

6-7 Eylül olayları ve sonrasında Beyoğlu’nun değişen havasıyla beraber Markiz de 1970’de kapandı. Yıllarca içinde tozlu vitrinin arkasında caddeye bakan iki karton manken vardı. 2000’ler de Yemek Kulübü ismiyle tekrar açılmışken benim de yemek yeme fırsatı bulduğum bu mekan şimdilerde yine kaderine terk edilmiş durumda.

 

1000 GÜN 1000 YER / 17.GÜN

NARMANLI HAN

 

Tünele doğru yürümeye devam ediyorum. Sıra sıra konsolosluklardan sonuncusu olan İşveç Konsolosluğu’nun karşısında, caddenin genel kimliğinden farklı bir cephe düzenlemesi olan tombul, gri renkli ve ağırlığı hissedilen bir bina bulunurdu.

Narmanlı Han, 1843 yılında yapıldığı tahmin edilen ve Fransız Konsolosluğu binası ile birlikte İstiklal Caddesi’nde ayakta duran en eski binalardan biridir. Rus Devletinin yaptırdığı bina, geride bıraktığımız konsolosluk binası yapılana kadar Rus Elçiliği ve hapishane olarak kullanılmış. Sonrasında 1920’lerde Rusya’dan kaçan çok sayıda göçmenin sığınma yeri ve ofis binası olmuş.

Sanata düşkün Narmanlı ailesinden iki tüccar kardeş 1933’te binayı satın aldıktan sonra, düşük kiralarla sanatçılara kiralamışlar. Ünlü heykeltraş Fikret Karol, ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu, Aliye Berger, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi isimler atölyeleriyle bu binada bulunmuşlar.

Uzun zamandır kullanışsız ve yıpranmış da olsa, köşeyi tutan vakur görünümüyle yıllar önce avlusundan gelip geçenlerin izlerini, sesleri hatırlatır gibiydi. Yeni yapılan restorasyon sonrası turuncu bir renge bürünüp, makyajlanarak kimliğinden uzaklaşmış gözüküyor. Bir zamanlar sanatın konuşulduğu toprak avlusu, beton kaplanarak tüketim ve alışverişe kurban edilmiş ne yazık

 

1000 GÜN 1000 YER / 18.GÜN

MEVLEVİHANE

 galata mevlevihanesi

İstiklal Caddesi’nin sonuna ulaştım. Tünel meydanı denilen bu nokta tramvayın da son durağı. Meydandan Galata Kulesi’ne inen Galip Dede Sokağı’nın baş tarafında 1492’de kurulan Galata Mevlevihanesi bulunur.

Pera’nın kimliği ve yaşayışı itibariyle bir Mevlevihane yeri için aykırı gibi düşünülse de, Mevleviler genellikle sofu Müslüman halkın uzağında yerleri tercih etmişlerdir.

Günümüzde müze olan bina 18. Yüzyıldan kalmadır. Geniş ve ağaçlarla kaplı avlusuna girerseniz, sakin bir bahçe içinde, mezar taşlarının arasında yayılarak yatan kediler sizi karşılar. İstiklal’in kalabalığından bir anda sıyrılıp,  bahçesinde oturarak etrafı dinlemek keyiflidir.

 

1000 GÜN 1000 YER / 19.GÜN

TÜNEL

tünel 

Geldik İstiklal Caddesi’nin son noktası olan Tünel’e. Bugün bize burası caddenin sonu gibi gözükse de, Osmanlı zamanında Levantenler evlerini, devletler ise elçilik binalarını Tünel’den Taksim istikametine doğru inşa etmişlerdi. Daha önce değindiğimiz gibi bugünkü meydan da eskiden büyük bir mezarlıktı.

O yıllarda bu meydandaki dik yokuştan Karaköy’e her gün binlerce insan, hamallar ve at arabaları inerdi. Bu da tam bir karmaşa ve kazaları ortaya çıkarıyordu.

1867’de bu ortamı gören Eugene Henry Gavand isminde bir mühendis, turist olarak geldiği İstanbul’da, Galata’yı Pera’ya bağlamak için bir proje üretti ve bunu Sultan Abdülaziz’e kabul ettirdi. 1875’te açılan tünel Londra’dan sonra ikinci yeraltı taşımacılığı oldu.

Tünel kullanım olarak tam bir metro sayılmaz. Yukarıya doğru çekilen bir nevi füniküler sistemdir. Tünelin bulunduğu bina da görülmesi gereken gösterişli bir yapıdır. Binanın karşısında bulunan oldukça yüksek baca ise fünikülerin buhar gücü ile çalıştırıldığı dönemden kalma.

Tramvay yazımda da anlattığım gibi, Tünel de Tanzimat Fermanı sonrası yabancı şirketlerin başlattığı ve geliştirdiği projeler ve Cumhuriyet kurulana kadar da yabancı imtiyazında kalmış işletmeler. Neden bugün Avrupa’daki metro sistemi kadar büyümediğimizi biraz da bu açıdan düşünmek gerekir.

… 1000 GÜN 1000 YER, yeni mekanlarıyla devam edecek…

Instagram ve Facebook’tan günlük paylaşımlarımı takip edebilirsiniz.

 

Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.