CİBALİ GEZİLECEK YERLER

“1000 GÜN 1000 YER projemin kapsamında, İstanbul’u adım adım tanımaya, fotoğraflamaya ve paylaşmaya çalışıyorum. Hafta içi sosyal medya hesaplarımdan paylaştığım bilgilere, toplu olarak buradan ulaşabilirsiniz.

1000 GÜN 1000 YER nedir diye merak ediyorsanız önce “Tanıtım” yazımdan başlayıp, sonrasında bana katılın.  Bu seferki rotamız Haliç bölgesindeki, Cibali semti… Bakalım Cibali gezilecek yerler ve görülmesi gereken eserler listemizde neler var?”

1000 GÜN 1000 YER / 31.GÜN

CİBALİ

Cibali karakol kapısı

Fetih sırasında Cebe Ali Bey’in surlardan girdiği kapı

Bu ayki rotam Fatih’teki Atatürk Köprüsü’nden başlayıp, Eyüp yönüne giderken, Haliç’in Cibali, Fener, Balat ve Ayvansaray semtleri olacak.

Bu bölge İstanbul’un tarihi deniz surlarıyla çevrili semtlerden oluşuyor. İlk semtimiz Cibali… Rivayete göre fetih sırasında Bursa Subaşısı (savaş zamanı güvenlik işlerine, barış zamanı vergi işlerine bakan) Cebe Ali Bey ve maiyetindekiler, şehre bu noktadaki sur kapısından girmişler. O yüzden de buradaki kapıya “Cibali Kapısı”, semte de “Cibali” denmiş.

Kapının bitişiğinde, bir zamanlar yeniçerilerin kullandığı, şimdilerde harap durumda olan Cibali Karakolu var. Buradan ismini alan ünlü tiyatro oyunu, 1951’de Muammer Karaca’nın yabancı bir oyundan uyarlamasıyla sahnelerde ve sinemalarda yıllarca oynadı. Halen de Şehir Tiyatrosun’da Zihni Göktay başrolünde oynuyor.

Haliç, Bizans’tan beri İstanbul’un gözde bir yaşam alanı olmuş. Osmanlı döneminde de şehrin üst düzey Rum nüfusunun bir kısmı burada yaşamış. İspanya’dan gelen Yahudiler, buradaki Türkler ve Ermenilerle beraber Osmanlı mozaiğinin zenginliğini oluşturmuşlar.

Bu sokaklarda yürürken birçok kültüre ait yaşam şekillerini, dini simgelerini, türlü alışkanlıklarını görmek mümkün. Başlayalım o zaman …

1000 GÜN 1000 YER / 32.GÜN

KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ

Cibali ‘de bir zamanların tütün fabrikası

Haliç’in, Osmanlı zamanında liman bölgesi olması, ulaşım ve nakliyenin kolay olması ve atölye atıklarının denize kolayca dökülebilmesi sebebiyle, o dönem sanayileşmenin başladığı yer olmuş.

Cibali’nin girişinde bugün üniversite olarak kullanılan deniz kenarındaki bu bina, 1884 yılında yapılan Osmanlı’nın ilk tütün fabrikasıdır. Yapıda sanayi dönemi sonrası batılı devletlerde kullanılan tuğla, demir, döküm, cam ve çelik gibi malzemeler kullanılmıştır.

Fabrika kurulduğunda, devletin dış borçları yüzünden tütün üretim izni sadece Fransız Reji İdaresine verilmiş. Cumhuriyet sonrası bu izin, Reji’den devralınıp Tekel’e geçer. 1940’a kadar ülkedeki her türlü sigara burada üretilir. 1959’da ilk filtreli sigara ‘Samsun’ da bu fabrikanın ürünüdür.

Bu fabrikanın bir özelliği de, İstanbul’da kadın işçi çalıştıran ilk fabrikalardan olmasıdır. Annelerin üretime daha kolay katılabilmesi için, içerisine bir çocuk kreşi bile yapılmış.

Bir ilginç bilgi daha, bir zamanlar şarkıcı Alpay’ın söylediği, Bora Ayanoğlu’nun yazdığı “Fabrikada tütün saran kız” şarkısı, burada çalışan bir kız için yazılmış.

1992’de boşaltılan fabrika, güzel bir restorasyon sonrası 1997’de üniversiteye devrolur.

Artık Cibali Kapısından geçip surların içine girebiliriz.

1000 GÜN 1000 YER / 33.GÜN

GÜL CAMİ

Haliç’in kilise camilerinden biri

Cibali’nin içine girdiğinizde, surların arkasından, ahşap evlerin önünden yürürken 500 yıl önce burada yaşayan insanları hayal edebilirsiniz.

Demirci ustası Ömer Efendi, öğle namazı için dükkanından çıkıp, dar sokaklardan geçtikten sonra, taş duvarın üstünde kurulu, Gül Cami’nin önüne gelir. Heybetli görüntüsüne her gün ki gibi, tekrar hayran kalıp namazını kılmak için içeriye girer.

Aslında caminin mazisi Ömer Efendi’nin tahmin ettiğinden çok daha eskilere 10. Yüzyıla kadar gider. Klasik Yunan haçı planlı yapı, İstanbul’daki en yüksek Bizans kiliselerindendir. Özgün bir tuğla işçiliği olan yapının, altında kullanılmayan kripta (mezar) ve sarnıç da bulunur.

İsmiyle ilgili bir rivayete göre, İstanbul’un fethinden bir gün önce Teodosia’nın yortu (kutsal) gününde, kiliseye gelenler Türklere karşı dua edip, etrafa güller bırakmışlar. Fetih sonrası şehre giren Türkler kiliseyi güller içinde bulduklarından Gül Cami ismiyle kalmış. Ve 1490 yılında yanına minare eklenerek camiye çevrilmiş.

Caminin karşısında 2. Beyazıt’ın vezirlerinden Mustafa Paşa’nın 15. yüzyılda  yaptırdığı, İstanbul’daki en büyük Türk hamamlarından, Küçük Mustafa Paşa Hamamı bulunur. 1996’da bakımsızlıktan kapatılan hamam, 2013’te özel mülkiyete geçmiş ve şu an restore ediliyor.

1000 GÜN 1000 YER / 34.GÜN

AYA NİKOLA KİLİSESİ

Denizcilerin koruyucu azizinin kilisesi, denize nazır dururken

Bugün çok tanıdık bir isme adanan kilise karşımıza çıkıyor.

Kilise, denizcilerin koruyucusu kabul edilen Aya Nikola’ya adandığından, genelde yapıldığı gibi deniz tarafında inşa edilmiş. Kilisenin narteks tavanına asılı model kalyon da, denizcilerin, azize şükranları amacıyla sunulan bir armağan.

Aya Nikola’nın kimliği ile ilgili bir rivayet şöyledir. MS 250 yılında Antalya’nın Demre ilçesinde doğan Nikola, dindar ve mali yönden iyi bir ailenin çocuğuydu. Ailesini küçük yaşta kaybedince kendisine kalan mal varlığını yoksul insanlara harcamaya adar. Fakat yaptığı bu yardımların, kendisi tarafından yapıldığının bilinmesini istemediği için geceleri evlerin penceresinden içeriye kese içinde altın bırakır. Tanıdık geldi mi?

Evet Batının Santa Claus’u yani Noel Babası, insanlara gizlice yardım ettiği söylenen rahip Aya Nikola karakterinin, renklendirilip, markalaştırarak dünya pazarına soktukları bir kimlik haline gelmiştir.

Bazı kaynaklarda da Noel Baba, bir İskandinav masal kahramanı olarak, soğuk bölgelerde çocuklara hediye getiren biridir. Bu bilgilerin kesinliği olmamakla beraber farklı kaynaklardan teyit ederek mantığımıza uygun geleni kabullenmekle yetinmek durumundayız.

1000 GÜN 1000 YER / 35.GÜN

AYAKAPI HAMAMI

Mimar Sinan’ın harap ve satılığa çıkarılmış eseri

Cibali Kapı’dan sonra surların dışarıya açılan bir kapısı daha var. Bu kapı surların orijinalinde olmayıp, surun dışındaki hamama rahat geçiş sağlansın diye açılmış. O yüzden yüksekliği az olup, ismi de muhtemelen Aya Nikola Kilisesi’ne yakın olduğundan “Aya Kapı” olarak kullanılmış.

Aya Kapı’dan geçip deniz tarafında devam ettiğimizde harap durumda bir Mimar Sinan eseri olan “Ayakapı Hamamı” yolun kenarında belirir.

1582 yılında 2. Selim’in karısı, 3. Murat’ın annesi Nurbanu Sultan tarafından yaptırılan hamam, Üsküdar’da yine kendisinin yaptırdığı Atik Valide Külliyesi’ne gelir getirmesi amacıyla vakfedilmiştir.

Maalesef uzun dönemdir kaderine terk edilse de, ayakta durmakta direnen yapı, bugün bir kereste deposu olarak kullanılıyor. Önünden geçerken cephesinde asılı “Satılık Ayakapı Hamamı” yazısını ilk başta anlayamasam da, sonra doğru olduğunu öğrendim. Şu an özel mülke ait olan bu tarihi hamam, kubbesinde otlar bitmiş, kereste deposu halinde satışa çıkmış. “Satılık Mimar Sinan Eseri” yani …

Neyse bu haftalık Cibali sokaklarını bitirirken, yeni yazımızda Fener’den, tarihi yolculuğumuza devam ederiz.

Instagram ve Facebook’tan da günlük paylaşımlarımı takip edebilirsiniz.

Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.